 |
|
|
|
Edirne Tarihi |
|
|
|
Tarihöncesi ve
İlkçağ'da Edirne
|
|
Edirne'nin insandan
önceki, yani
Paleontolojik
dönemine ilişkin
genç ve yaşlı
hortumlara ait
buluntular Edirne
Müzesi'nin en ilginç
köşelerindendir.
|
|
Günümüzden 5-6 bin
yıl öncesine giden
Neolitik dönem
sonrası Madenler
Çağı başlangıcına
tarihlendireceğimiz,
yazıdan önceki;
yani, tarih öncesi
(Prehistorya)
dönemine ışık tutan
ilk kültür
buluntularına ise,
Edirne'nin 10 km.
uzağındaki Avarız
Köyü yolu ile Tunca
arasında (Çardakaltı
mevkiinde)
rastlanmıştır.
|
 |
|
Buradaki buluntular
bu alanın bir çeşit
köy diye
niteleyebileceğimiz
yerleşim noktası
olduğuna işaret eder
niteliktedir. Edirne
çevresinde yaklaşık
M.Ö. 5300 yıllarına
dayandırılan bir
başka Neolitik Çağ
yerleşim yeri de
güneyde Enez'de
Hocaçeşme mevkiidir.
|
 |
 |
 |
|
Kuzeyde Lalapaşa'da
ise Edirne çevresini
Son Tunç Çağı ile
ilk Demir Çağı
başlarına ve
yaklaşık M.Ö. 1400 -
900 yıllarına
götüren kalıntılar,
yani Megalitik
Anıtlar adı verilen
ve yörede Dolmen
veya Kapaklıkaya ve
Menhir (Dikilitaş)
denilen büyük
mezarlar bulunur.
Edirne sınırları
içinde çok sayıda
Tümülüs görülebilir.
(Tümülüs; bir mezar
odasını örten toprak
yığınıdır.)
|
 |
|
İlk Çağ'da
Edirne'nin bugünkü
yerinde ise bir Trak
Köyü'nün bulunduğu
ve adının Orestia
(veya Orestias)
olduğu kabul
edilmektedir.
Orestia'yı
kuranların
Traklar'ın en büyük
kolu Odrisler olduğu
bilinir.
|
 |
|
M.Ö. 1400 - 1200
yılları arasında bu
bölgede Akhalar
yaşamıştır.
|
|
M.Ö. V. yüzyıl
ortalarına kadar
Perslerin
hakimiyetinde
kalmıştır.
|
|
M.Ö. IV. Yüzyılda
Makedonya Kralı II.Filip
tarafından
Makedonya'ya
katılmıştır.
|
|
Orestia M.Ö. 280'de
Galatlar, M.Ö.
168'de de
Romalılar'ın nüfuzu
altına girmiştir.
|
|
|
|
Romalılar Dönemi
|
|
Romalılar Orestia'yı
Hadrianopolis olarak
yeniden
yapılandırdılar.
|
|
Trakya günümüzden
2170 yıl önce
Romalılar'ın nüfuzu
altına girince, Roma
Orduları buraları
istila etmeye
başladılar.
|
 |
|
Trakya üzerindeki
hakimiyetlerini,
buralarda bazı
krallıklar veya
prenslikler kurarak,
hatta varolanları
koruyarak
sürdürüyorlardı.
Örneğin o dönemlerde
Doğu Trakya Krallığı
adıyla varolan ve
merkezinin Vize
olduğu bilinen
Krallığı güdümleri
altına alarak; bu
Krallığı, Doğu
Trakya'nın
işbirlikçi bekçileri
haline
getirmişlerdi.
|
 |
 |
 |
|
Ancak yerli halk,
Roma'nın sadık
bendesi haline gelen
Krallarına karşı
ayaklandı. Bu tür
isyanlar, İmparator
Cladius zamanında (M.S.
44-46) bastırıldı,
Trakya bütünüyle
Roma'ya katıldı ve
Roma
İmparatorluğu'nun
bir eyaleti oldu.
|
|
Romalılar buralarda
yeni ve kendilerine
uygun düşen idari
düzenlemeler
yaptılar. Trakya'da
yeni şehirler
kurmaya başladılar
veya varolan eski
kasabaları "Şehir
Hukuku" altına alıp
kendi kültürlerini
iyice
yerleştirdiler.
|
|
|
|
Edirne'nin
Orestia'dan
Hadrianopolis Adına
Geçişi |
|
M.S. 123-124 yılında
uzun bir seyahate
çıkan İmparator
Hadrianus o dönemde
küçük bir yerleşim
yeri olan ve bugünkü
Edirne'nin yerinde
bulunan Orestia
Kasabasını stratejik
konumuyla da çok
beğendi ve buraya
"Şehir Hukuku"
armağan etti.
Böylece Hadrianus'un
Şehri anlamına gelen
Hadrianopolis şehri
kurulmuş oldu ki;
Edirne İlk Çağ
boyunca bu adla
anılacaktır.
|
|
|
|
Hadrianopolis
Hakkında |
|
Hadrianopolis'te
diğer Roma Şehirleri
gibi idari
muhtariyete sahip;
iç işlerinde
bağımsız, dış
siyasette Roma'ya
bağlı bir şehir
devleti
durumundaydı.
|
|
M.S. 2. ve 3.
yüzyıllar diğer
şehirlerle birlikte
Hadrianopolis'in de
en parlak dönemi
olarak kabul edilir.
|
 |
|
Hadrianopolis
yaklaşık 360.000
metrekarelik bir
alanı kaplıyordu ve
yamuk dörtgen
şeklindeki bu alanın
etrafı kuvvetli
duvarlarla
çevriliydi.
|
|
Her köşede
silindirik birer
kule vardı ki bu
kulelerden günümüze
ulaşabilen tek yer
Saat Kulesi olarak
bildiğimiz, asıl adı
Makedonya Kulesi
olan yerdi.
|
 |
|
Kuleler arasında
onikişer burç
bulunmaktaydı ve
dokuz kapısı vardı.
Kale bir hendekle
çevriliydi.
|
|
Şehir planının Roma
Askeri kolonilerinin
veya castrum denilen
Roma Ordugahlarının
planlarına uyduğu
görülür. Başka bir
deyişle burası M.S.
3. yüzyılda bir
askeri istihkam (castrum)
olarak
kullanılmıştır.
|
|
Hadrianopolis
hakkındaki
bilgilerin çoğu
günümüze ulaşan
sikkelerden (o
dönemde kullanılan
madeni paralar) elde
edilmektedir.
|
|
|
|
Eyalet Başkenti
Olduğu Dönemde
Hadrianopolis
|
|
Edirne, bize
yaklaşık 90 yıl
başkentlik ettiği
dönem öncesinde,
Hadrianopolis
döneminde de bir
eyalete başşehirlik
yapmıştır.
|
|
Hadrianopolis
İmparator
Diokletianus'un
gerçekleştirdiği
idari reformlar ve
mülki
teşkilatlandırma
sonrasında Trakya
Eyaletinin altı
vilayetinden birini
teşkil eden
Haemimontus'un
başşehri olmuştur.
|
 |
|
Bu durum
Hadrianopolis'in
kurulduğu M.S. 2.
yüzyılı izleyen 3.
yüzyılda da ne denli
önemli bir konumda
bulunduğunu
göstermektedir.
|
|
Ne yazık ki
Hadrianopolis'ten
günümüze kalanlar
fazla değildir.
|
|
|
|
Bizans Dönemi |
|
Hadrianopolis 4.
yüzyıldan itibaren
çevresinde yaşanan
pek çok savaşa tanık
olmuş, zaman zaman
bu savaşların odak
noktası durumuna
gelmiş ve işgaller
yaşanmıştır.
|
|
Örneğin Castantinus
ile Liciunus'un
orduları bu şehir
etrafında
savaşmışlar, M.S.
314 yılında Liciunus
mağlup olmuş ve
Hadrianopolis'e
sığınmıştır. İkinci
savaşta ise,
Liciunus, İstanbul'a
çekilmiş ve
kendisini Roma'da
yine mağlup eden
Constantinus Roma'yı
bırakarak
Constantinopolis
adını verdiği
İstanbul'u başşehir
yapmıştır.
|
 |
|
İstanbul başkent
olunca, burasını
Orta Avrupa'ya ve
Roma'ya bağlayan yol
üzerindeki (Via
Egnatia Yolu)
Hadrianopolis daha
da önem kazanmıştır.
|
|
4. yüzyılın
ortalarında ise
Trakya, Hunlar'ın ve
Gotlar'ın istilasına
uğrar.
|
|
Ostrogotlar
Trakya'yı istila
ettiklerinde
Hadrianopolis'te Got
Askerlerinin başında
bulunan iki komutan
da bunlara katıldı.
Fakat müstahkem bir
şehir durumundaki
Hadrianopolis'i
zaptedemediler.
|
|
Gotlar M.S. 378 de
ikinci kez
Hadrianopolis
üzerine yürüyünce;
Trakya topraklarında
ve şehir
yakınlarında
İlkçağ'ın en büyük
muhaberelerinden
biri yaşandı.
|
 |
|
Roma İmparatorluğu
M.S. 395 yılında
ikiye bölünüp bütün
Balkan Yarımadası
gibi Hadrianopolis
şehri de Bizans'ın
(Doğu Roma
İmparatorluğu)
payına düştükte
sonra, kent sıklıkla
el değiştirdiği bir
sürece girmiştir.
Örneğin, M.S. 5.
yüzyılda Hun Hakanı
Atilla
Kumandasındaki
askerlerin eline
geçti.
|
 |
|
M.S. 6. yüzyılda
Avarların idaresine
girdi. Bizanslılar
Hadrianopolis'i
Avarlardan tekrar
geri aldılar ve
Avarlar bu
toprakladan
çekildiler.
|
 |
|
M.S. 7. yüzyılın
ortalarından
itibaren
Hadrianopolis
Bulgarlar'ın
saldırılarına sahne
oldu. Bu
saldırılarda kent
bir kaç kez el
değiştirdi, yakılıp
yıkıldı.
|
 |
|
M.S. 812 yılında
Bulgar Hanlarından
Krum Hadrianopolis'i
kuşattı ve 811
yılında ele geçirdi.
Bu savaşlarda Bulgar
Askerlerinin
öldürdükleri Bizans
İmparatoru
Nikephoros'un
kafatasını gümüş ile
kaplatıp şarap
kupası olarak
kullandıkları
anlatılır.
|
 |
|
Krum bu savaşta
Hadrianopolis
halkını da esir
almış ve tamamen
çevre köylerdeki
halkla birlikte Tuna
Nehri'nin ötesine
Banat toprakları
denilen yere
sürmüştür ki;
kaynaklar o dönemde
kentin nüfusunun 12
bin civarında
olduğunu yazarlar.
|
|
Krum ölünce yerine
geçen Omurtag,
Bizanslılarla uzun
süreli bir anlaşma
yaptı ve
Hadrianopolis
yeniden Bizans
toprakları içinde
kaldı.
|
|
 |
|
M.S 914'te Bulgar
Kralı Simeon
Hadrianopolis'i
aldıysa da şehir bir
süre sonra yine
Bizanslılar'ın oldu.
|
|
Bulgar saldırıları
ve Hadrianopolis
etrafındaki savaşlar
değişik aralıklarla
sürdü.
|
 |
|
Örneğin; M.S.
1003'te Bulgar Kralı
Samuel yortu
törenleri sırasında
Hadrianopolis'i aldı
ve halk (adet olduğu
üzere) kılıçtan
geçirildi. Aynı
savaşlarda bu kez
Samuel'in askerleri
yenildi ve 15 bin
esirin gözleri
oyuldu.
|
|
Kral Samuel
ordusunun bu
durumunu görünce
hastalanmış ve
ölmüştür.
|
 |
|
Sonraki yıllarda
Hadrianopolis
Peçeneklerin
kuşatmalarıyla karşı
karşıya kaldı. M.S.
1050'de Peçenekler
Hadrianopolis
önlerinde mağlup
oldular. 1077'de
yeniden kuşattılar.
Sonuçta bütün bu
savaş ve işgallere
rağmen Hadrianopolis
Bizans'ın elinde
kalmıştır.
|
|
|
|
Bizans Dönemi
Sonları
(M.S.
1361'de Osmanlı
Türklerince
fethedilene kadar)
|
|
1361'e gelinen
yıllarda
Hadrianopolis bir
yandan dış akınlara
maruz kalırken diğer
yandan da Bizans'ın
iç mücadelelerine
sahne oluyordu.
Nitek 1072 yılında
Bizanslılar bir
isyanla karşı
karşıya kalmış ve bu
isyan
Hadrianopolis'te
yaşayan biri
tarafından
yönlendirilmiştir.
|
|
Bir sonraki isyanda
da yine
Hadrianopolis'in
rolü etkin olmuştur.
Peçeneklerin de
taraf olduğu bu
kargaşa dolu
yıllardan sonra
Hadrianopolis
Kumanlar'ın
saldırılarıyla
karşılaşmıştır.
|
|
|
|
Haçlı Seferleri ve
Sonrası |
|
Birinci Haçlı
Seferinde bir dalga
Hadrianopolis'e
gelmiş, buradan
İstanbul önüne
gitmiştir.
|
|
Diğer dalga ise
İmparatorun "Aynı
şehirde üç günden
fazla kalınmaz"
yönündeki emrine
uyarak
Hadrianopolis'te iki
gün kalmış; İkinci
Haçlı Seferinde
Haçlı Ordusu M.S.
1189'da
Hadrianopolis'te
kışlamıştır. Sonraki
yıllarda Dimetoka'da
başlayan bir
ayaklanma,
Hadrianopolis'e
sıçrayacaktır.
|
 |
|
1205 yılında ise
İmparator Naibi
Henri, Hadrianopolis
önüne dayandı.
Kuşatma oldu. Hatta
ilk hendek geçilerek
merdivenler, kuleler
ve diğer aletler
faaliyete
geçirildiyse de
Hadrianopolis halkı
bir çıkış yaparak
kuleleri yaktılar ve
Henri kuşatmayı
kaldırmaktan başka
çare bulamadı.
|
 |
|
Hadrianopolis, İznik
Prensi'nin işgali
ile de
karşılaşmıştır.
Ancak şehir bütün
huzursuzluğuna
rağmen bir ticaret
merkezi olmayı
sürdürdü. Burası o
yıllarda kumaş
ticareti merkezi idi
ve burada bir çok
Avrupalı tüccar
yaşamaktaydı.
|
 |
|
1305'te
Hadrianopolis'te
kanlı Katalan -
Bizans mücadelesi
yaşandı. Bu olaydan
yaklaşık 40 yıl
sonra
Hadrianopolis'te
yaşanan bir isyan ve
kanlı sınıf
mücadelesi ise
kendini 1341'de
İmparator ilan eden
Kantakuzenos'un
Osmanlılardan yardım
istemesine yol açtı.
Sözkonusu sınıf
mücadelesinde o,
eşraf ve asillerin
başındaydı ve
Zelotlar denilen
zümreye karşı
savaştı. Türkler'den
yardım isteyip Umur
Bey'le dostluk
kurunca
kuvvetlerimiz
Kantakuzenos'un
yanında savaştı. (Bu
savaşın da
anlatıldığı bir
eserde Edirne
sözcüğü
kullanılmıştır.)
Daha sonra
Kantakuzenos, damadı
durumuna gelen Orhan
Gazi'den yardım
istedi. Orhan
Gazi'nin oğlu
Süleyman Bey,
idaresindeki 10 bin
askerle 1352'de
kazanılan zafer
sonrasında, 1354'te
bir gece Gelibolu
Kalesini alıverdi.
Böylece Trakya
akınları da başladı.
|
|
|
|
Osmanlı Dönemine
Kadar Kentsel
Gelişim |
|
Edirne, tarihi
boyunca adım adım
giderek büyüyen,
gelişen tipik bir
kentleşmeden çok,
zaman zaman geriye
dönümlü bir
kentleşme süreci
izlemiştir. Bu durum
esas olarak
Edirne'nin coğrafi
konumunun öneminden
kaynaklanmıştır.
Denebilir ki, hiç
bir kent, coğrafi
konumuna Edirne
kadar bağlı bir
kentleşme süreci
izlememiştir.Öyle
ki, elverişli
coğrafi konumu,
Edirne'nin hem
kentleşmesinin en
önemli itici nedeni
olmuş, hem de tam
tersi, zaman zaman
gerilemesinin ve
sönükleşmesinin
kaynağı olmuştur.
|
 |
|
Edirne'nin, son
derece elverişli
coğrafi konumu, onun
tarihi, sosyal,
siyasi ve ekonomik
yaşamını derinden
etkilemiş, hatta
kenti bütün
yönleriyle
belirleyen ana etken
olmuştur. Ancak,
kentin bu geriye
dönümlü gelişmesinde
doğal olayların da
payı olmuştur.
|
 |
|
Edirne, tarihi
boyunca sayısız
saldırı ve işgale
uğradığı gibi,
çeşitli zamanlarda
yangın, yer
sarsıntısı, su
baskını, salgın
hastalık gibi
olaylarla da karşı
karşıya kalmıştır.
Kent, her saldırı,
işgal, hastalık ve
doğal afetle yıkıma
uğramış, harap olmuş
ve nüfusu
azalmıştır. Edirne,
kurulduğu ilk
dönemden günümüze
kadar benzeri
olayları her zaman
yaşamıştır.
|
 |
|
Ancak şehir, bütün
huzursuzluğuna
rağmen bir ticaret
merkezi olmayı
sürdürmüştür.
Osmanlılarca
fethedilene kadar
uzun bir dönem kumaş
ticareti merkezi
olmuştur. Bu nedenle
burada bir çok
Avrupalı tüccar
yaşamıştır. Fetihten
sonra da sağlanan
özgürlük ortamı
nedeniyle bir
ticaret merkezi
olarak cazibesini
sürdürmüştür.
Adriyatik'ten
başlayarak
İstanbul'a uzanan
tarihi Roma Yolu (Via
Egnatia) üzerinde
bir merkez olarak,
her dönem Edirne
pazarları yerli ve
yabancı tüccarların
odak noktası
olmuştur.
|
|
|
|
Edirne'nin Fethi
(Osmanlı
Dönemi Başlangıcı ) |
|
1361'e doğru önce
Dimetoka fethedildi.
Sultan I.Murat
Edirne'ye yönelik
hareketine, İstanbul
yolu üzerindeki
Çorlu'yu alarak
devam etti. Daha
sonra Lala Şahin
Paşa'yı Edirne'ye
gönderdi. Kale
dışına çıkan Bizans
kuvvetleri ile
yaşanan savaşta
Bizanslılar
yenilerek kaleye
çekilmek zorunda
kaldılar. Bundan
sonra Sultan
I.Murat, Hacı İlbey
ve Evrenos Bey
yönetimindeki uç
akıncı kuvvetlerini
de yanına çağırdı.
Bunlar ordunun öncü
birliklerini
oluşturdular. Güçlü
Osmanlı Ordusunu
Kale kapılarında
gören ve zaten
yenilmiş olduğundan
direnme güçleri
kalmayan Bizanslılar
da kenti Lala Şahin
Paşa'ya teslim
ettiler.
|
 |
|
Sarı Saltuk Sultan
Menkıbesinde bizzat
Peygamberimiz
Hz.Muhammet'in
Edirne'ye Dar-ün
Nasr (üstün şehir)
adını verdiği
Hikayet-i Beşir
Çelebi'de
anlatılmaktadır.
Ayrıca tarihte
kentin adı Dar-ül
Karar (kıyamete
kadar yaşanacak
şehir), Dar-ül
Mülk(Başkent), Dar-ül
Meymene (Ordular
Kenti) olarak
geçmektedir.
|
|
 |
|
Bir değerlendirmeye
göre Padişah Sultan
I.Murat; sevincini
çevredeki
Müslüman-Türk
Beyliklerine
mektupla
bildirirken,
Hadrianopolis adını
Edrine olarak
değiştirmiş; (Bu
isim zaman içinde
farklı biçimlerde
söylenmiştir.)
günümüzdeki Edirne
adı ise, 18.
yüzyılın ilk
yıllarından itibaren
kullanılmaya
başlanmıştır.
|
|
|
|
Padişahlar Döneminde
Edirne |
|
Sırpsındığı
mevkiinde,
Balkanlardaki
Osmanlı ilerlemesine
karşı oluşturulan
ilk Haçlı Ordusunun
yenilmesinden sonra
(1364 - Sırpsındığı
Zaferi) Sultan
I.Murat, 1365
yılında devlet
merkezini Bursa'dan
Edirne'ye taşıdı.
|
 |
|
Sultan I.Murat
Döneminde şimdi
Selimiye'nin de
bulunduğu alanda bir
saray yapıldı.
Sultan Yıldırım
Beyazit zamanında
saray büyütüldü.
Yıldırım Beyazit
İstanbul'u kuşatma
hareketini buradan
yürüttü. Edirne ilk
yıllarında Rumeli
harekatı için bir üs
olarak önemsenirken;
1402'den sonra,
Süleyman Çelebi'nin
hazineyi ve devlet
arşivini de buraya
taşımasıyla, siyasi
merkez olma süreci
tamamlandı. Bu
dönemde Edirne, ünlü
Şehzadeler
mücadelesine sahne
olmuştur.
|
 |
|
Edirne'nin Osmanlı
İmparatorluğu'nun
siyasi tarihinde
önem kazanması da,
tam bu şehzadeler
mücadelesi sırasında
olmuştur. 1402
yılındaki Ankara
Savaşı, Sultan
Yıldırım Beyazit
komutasındaki
Osmanlı Ordusunun
Timur'a yenilmesiyle
sonuçlanınca,
Anadolu Beyleri eski
topraklarını ele
geçirdiler ve Sultan
Beyazit'in oğulları
arasındaki taht
mücadelesi Devletin
bir dönem karışıklık
içinde kalmasına
neden oldu. Bu dönem
tarihimizde Fetret
Devri (1402 - 1413)
olarak anılır.
|
 |
|
1403'te Süleyman
Çelebi, 141O yılında
da Musa Çelebi
Edirne'yi ele
geçirdi. Edirne'de
ilk kez para
bastıran Osmanlı
Hükümdarı Musa
Çelebi'dir. Ankara
bozgunu ile başlayan
karışıklık dönemi,
Çelebi Sultan
Mehmet'in 1413'te
Edirne'yi Musa
Çelebi'den geri
almasıyla
noktalandı. Çelebi
Sultan
Mehmet(I.Mehmet),
saltanatının bundan
sonraki bölümünü
Edirne'de geçirdi ve
1421'de burada vefat
etti. Sultan
I.Mehmet'in
vefatından sonra,
taht kavgaları
yeniden başladı.
Tahta çıkan Sultan
II.Murat'a karşı,
önce Sultan Yıldırım
Beyazit'in
oğullarından Mustafa
Çelebi, sonra da II.Murat'ın
kardeşi Küçük
Mustafa ayaklandı.
Bu isyanları
bastıran Sultan II.Murat,
1422 yılında
Edirne'ye ayak
bastı.
|
 |
|
Fiziki gelişim
açısından Sultan II.Murat
dönemi, Edirne için
en verimli yıllar
olarak kabul edilir.
Onun zamanında kent,
hızla gelişti. 1424
- 1439 yılları
arasında
Edirne,çeşitli
yabancı elçi, heyet
ve hükümdarlar
tarafından ziyaret
edildi. Bu dönemde
cami, hamam, köprü,
medrese, imaret gibi
önemli yapılaşmalar
yaşandı. Aynı
yıllarda Edirne,
ünlü Şehzade
Düğünlerine sahne
oldu(Oğulları Mehmet
ve Aleaddin için
yapılan Sünnet
Düğünleri). Tunca
Nehri boylarında
ikinci sarayın
yapımı da bu dönemde
başladı. Sultan II.Murat,
Edirne'yi aynı
zamanda bir askeri
üs olarak
değerlendirmiş ve
çeşitli seferleri
buradan yönetmekle
kentin ün
kazanmasını
sağlamıştır.
|
 |
|
Fatih Sultan Mehmet
Edirne'de dünyaya
geldi ve İstanbul'un
alınması planları
burada oluştu.
İkinci saray onun
döneminde
tamamlandı. Oğlu
Sultan II.Beyazıd
kendi adıyla anılan
Külliye ve ünlü
Darüşşifa'yı
yaptırdı.
|
 |
|
16. yüzyıl muhteşem
abidelerin inşa
edildiği ve şehrin
fiziki açıdan klasik
formunu kazandığı
bir dönemdir. Kanuni
Sultan Süleyman
batıya yaptığı
seferler sırasında
çoğu kez Edirne'de
konakladı.
Edirne'nin su
yolları onun
zamanında yapıldı.
Bu dönem Edirne'nin,
özellikle yüzyılın
son çeyreğinden
itibaren,
imparatorluğun
sınırlarının
genişlemesinin de
etkisiyle askeri bir
sınır merkezi
olmaktan çıkarak
padişahların bir
dinlenme yerine
dönüşmeye başladığı
dönemdir. Selimiye
Camisi bu dönemin
ürünüdür.
|
 |
|
17. yüzyıl hanedan
mensupları burasını
çoğu zaman sürekli
ikamet yeri olarak
kullandılar. Edirne
adeta ikinci
payitaht özelliği
kazandı. İstanbul'un
saray
çekişmelerinden
bunalan padişahlar
Edirne'ye sığındı.
|
|
Sultan I.Ahmet ile
başlayan Edirne
ilgisi giderek
arttı.Sultan II.Osman
ve IV.Murat
döneminde geniş
koruluk ve
ormanlarıyla Edirne
bir av sporu ve
eğlenceleri merkezi
oldu. |
 |
|
Ancak özellikle
Sultan IV. Mehmet
(Avcı Mehmet olarak
ta bilinir.)
döneminde Edirne
gerçek anlamda bir
siyasi merkez olarak
İstanbul'a rağmen
ağırlık kazandı.
Padişah, vaktinin
çoğunu Edirne'de
geçirir ve elçileri
de burada kabul
ederdi.
|
|
Sultan II.Süleyman
Edirne'de vefat
etti. Yerine geçen
Sultan II.Ahmet'in
cülus töreni burada
yapıldı.
|
 |
|
Edirne Vak'ası
denilen ayaklanma
sonrasında Sultan II.Mustafa
tahtından oldu. O da
Edirne'de yaşamayı
çok seviyordu.
Edirne'de dünyaya
gelmiş, burada tahta
çıkmıştı. Döneminde
Edirne'ye Köşkler,
Çeşmeler yapıldı. Bu
yıllarda Edirne'nin
nüfusu 200 binlere
ulaşmıştır.
|
|
|
|
Edirne Vak'ası
|
|
18. yüzyılın başında
meydana gelen bir
ayaklanmadır. Bu
ayaklanma ile
Padişah tahtından
indirilmiş, Sadrazam
azledilmiş,
Şeyhülislam da
öldürülmüştür.
Olayların gelişimi
şu şekildedir:
Sultan II.Ahmet
vefat etmiş, yerine
Sultan II.Mustafa
yine Edirne'de tahta
çıkmıştı. Padişah,
devlet işleriyle
ilgilenmiyor,
vaktinin çoğunu
avcılıkla
geçiriyordu.
Sadrazam ve
Şeyhülislam ise
görevlerini kötüye
kullanmakla
suçlanıyorlardı.
İstanbul'daki
muhalifler yeni
Sadrazam ve
Şeyhülislam tayin
ederek Edirne
üzerine yürüdüler.
Sultan II.Mustafa,
Yeniçerilerin de
isyancılara
katılmasıyla
tahtından indirildi.
Yerine Sultan III.Ahmet
geçirildi(1703).
Şeyhülislam
Feyzullah Efendi ise
Bat-Pazarında
katledildi ve cesedi
Kirişhane'ye kadar
sürüklenerek Tunca
Nehrine atıldı.
|
 |
|
Sultan III.Ahmet
sonrası; Edirne'nin,
yavaş yavaş gözden
düştüğü ve siyasi
önemini kaybettiği
kabul edilir. 18.
yüzyılla birlikte
kentin talihi
tersine dönmüştür.
Yönetim
bozuklukları,
başarısızlıklar,
Batıda terkedilen
kale ve bölgelerden
gelen göçlerin de
etkisiyle eski
ihtişamını
kaybetmeye başlayan
Edirne, önce
depremler ve
yangınlarla, sonra
da işgallerle
sarsılır.
|
|
|
|
Edirne Kıyamı
|
|
Edirne 19. yüzyılda
da siyasi ve tarihi
açıdan hareketli
olaylara sahne olur.
Sultan III.Selim'in
başlattığı
yeniliklerin bunda
payı büyüktür. Bu
yeniliklere karşı
1801 yılındaki ilk
ayaklanmayı
1806'daki Edirne
Kıyamı izler. Sultan
III.Selim'in
Edirne'de Nizam-ı
Cedid adı altında,
Yeniçerilere
alternatif, modern
askeri eğitim görmüş
yeni birlikler
oluşturulması
amacıyla, verdiği
buyrukla meydana
getirilen Kıt'alara
karşı, Yeniçerilerin
şiddetli direniş
göstermesi ve
ayaklanması
nedeniyle, Padişah
kararından vazgeçmek
zorunda kalmış ve
Nizam-ı Cedid
birliklerinin
kaldırılmasına karar
vermiş, Yeniçeriler
de bu karara
dayanarak Edirne'de
mevcut tüm Nizam-ı
Cedid birliklerini
katletmişlerdir.
İşte bu olaya da
tarihte Edirne
Kıyamı denir.
|
|
|
|
Edirne'nin Bir
Osmanlı - Müslüman
Kenti Olarak
Gelişimi |
|
Edirne fethedildiği
dönemde Balkanlar'ın
önemli yerleşim
alanlarındandı.
|
 |
|
Fetih sonrasında ise
bu şehir; memleketin
sosyal ve ekonomik
yaşamında rol
oynayanlarca ve
devlet yönetiminin
ileri gelenleri ile
hükümdarın
öncülüğünde adeta
yeniden kurulmuştur.
|
 |
|
Fetihle birlikte
Kent, tarihinin
yepyeni bir evresine
girmiş oldu. Kısa
süre içinde çok
büyük bir gelişme
gösterdi ve dünya
tarihinde adları ön
sırada anılan
kentlerden bir
durumuna geldi.
|
 |
|
Edirne'ye yerleşmeye
başlayan ve
çoğunluğunu sipahi
ailelerinin
oluşturduğu
Osmanlılar, kale
çevresinde yeni
mahalleler meydana
getirdiler. Ne var
ki Kaleiçi'nde de
bazı düzenlemelere
gidildi. Müslüman
halkın bir bölümü
(iki mahalle) buraya
yerleştirildi. İki
kilise camiye
çevrildi(1752
depreminde yıkılan
Ayasoyfa
Kilisesinden
dönüştürülen Cami
ile Aina
varoşundaki(Yıldırım
Mahallesi) Yıldırım
Camisi), hamam ve
imaret yapımına
başlandı.
|
 |
|
Bu yapılanmada
uygulanan özgün
yöntem; "vakıflar"
yoluyla kurulup
idare edilen
"imaret" sistemiydi.
Şehrin kale
dışındaki ana
mahalleleri bu yolla
kurulmuştur ki; bu
oluşumda cami,
hamam, medrese,
aşevi gibi sosyal ve
dini hizmetlere
dönük üniteler de
mutlaka yerini
alırdı.
|
|
|
|
Edirne'nin Yaşadığı
İşgaller - Dört
İşgal Dönemi
|
|
1361 yılında
fethedilen Edirne,
1829 Rus işgaline
dek 459 yıl işgal
yaşamamıştır. 1829
Rus İşgaline gelene
kadar gerçekleşen
tarihi olaylar
silsilesi şu
şekildedir:
|
|
|
|
İlk Rus İşgali
Dönemi |
|
Sultan III.Selim'den
sonra tahta çıkan
Sultan II.Mahmud'un
kararıyla, "Vakayi
Hayriye - Hayırlı
Olay" olarak anılan
ve Yeniçeri
Ocağı'nın
kaldırılmasıyla
sonuçlanan olaydan
sonra, Osmanlı
İmparatorluğu'nun
yeni kurulan, daha
yeterince
teşkilatlandırılamamış
bir Ordu'yla
neredeyse Ordusuz
denilebilecek bir
döneminde, Ruslar bu
zaafı değerlendirip
savaş ilan ederler
ve ünlü 1828-1829
Osmanlı - Rus Savaşı
böylece başlamış
olur. İki yıl süren
bu savaşta, 1828
yılındaki ilk Rus
saldırısı
durdurulduysa da,
1829 yılındaki
ikinci
saldırılarıyla
Ruslar, Sadrazam
Reşit Paşa
yönetimindeki
Osmanlı Ordusunu
yenilgiye uğratırlar
ve Edirne fetihten
beri ilk kez işgal
yaşar. Kent, savaşın
bitiminde Osmanlı
Tarihinin en ağır
anlaşmalarından
birine tanık olur.
|
|
|
|
Edirne Anlaşması
|
|
Osmanlı
İmparatorluğu'nun
Küçük Kaynarca
Anlaşmasından sonra
imzaladığı en ağır
anlaşmadır. Önemli
maddeleri özetle
şunlardır:
|
|
Ruslar, aldıkları
toprakları geri
verecek, Prut Nehri
sınır olmaya devam
edecekti.
|
|
Rus Ticaret
Gemilerine
boğazlardan geçiş
hakkı tanınacak, Rus
uyruklular Osmanlı
topraklarında
serbestçe ticaret
yapabileceklerdi.
|
|
Eflak ve Boğdan'da
Osmanlı Askeri
bulunmayacaktı.
|
|
Osmanlı
İmparatorluğu 11.5
milyon duka altın
savaş tazminatı
ödeyecekti.
|
|
|
|
İkinci Rus İşgali
Dönemi |
|
Edirne'nin ikinci
kez işgali, halk
arasında 93 Harbi
olarak ta bilinen
1877-78 Osmanlı -
Rus Savaşı'na
rastlar. Nisan
1877'de başlayan
savaş, irili ufaklı
bir dizi çatışmanın
ardından Rusların
Edirne üzerine
yürümesiyle gelişir.
Bunun üzerine
Kentteki askeri
birliklerin komutanı
Ahmet Eyüp Paşa
kenti boşaltır ve 20
Ocak 1878'de teslim
olur. Savaş, 31 Ocak
1878'de Edirne'de
barış ilkelerini
saptayan bir
anlaşmayla kesilir.
Savaşı sonuçlandıran
asıl anlaşma ise 3
Mart 1878'de
imzalanan
Ayestefanos
Anlaşmasıdır.
|
 |
|
1903 yılındaki
Bulgar İsyanı
dışında Edirne,
1877-78 savaşını
izleyen yaklaşık 30
yılda savaş görmedi,
barış içinde yaşadı.
|
|
|
|
Bulgar İşgali -
Üçüncü İşgal
Altındaki Dönem
|
|
Edirne, üçüncü kez
1913'te işgal
edildi. 22 Eylül
1912'de Bulgaristan,
Romanya, Sırbistan,
Karadağ ve
Yunanistan
temsilcileri,
Sofya'da toplanarak
saldırıya yönelik
bir bağlaşma
anlaşması
imzaladılar.
Bağlaşıklar, Ekim
ayı ortalarında
Osmanlı Topraklarına
saldırdılar. |
 |
|
9 Ekim 1912'de de
Bulgarlar'ın Edirne
saldırısı başlar.
Ünlü Edirne Müdafii
Şükrü Paşa'nın
örgütlediği Edirne
Savunması, her türlü
yokluk ve yoksunluğa
rağmen altı aya
yakın sürer. 26 Mart
1913'te kent
Bulgarlar'a teslim
edilir.
|
|
|
|
Bulgar İşgalinin
Sona Ermesi
|
|
Böylece Edirne,
Bulgaristan'a
terkedilmiş oldu.
Balkan Savaşı
neticesinde Osmanlı
İmparatorluğu'ndan
elde ettikleri
toprakları
paylaşamayan Balkan
Devletleri, yeniden,
bu kez aralarında
savaşmaya
başladılar.
Bulgaristan, bir
süre sonra Romanya
ve Sırbistan'ın
saldırısına
uğrayınca, Edirne'yi
boşaltmak zorunda
kaldı. Bundan
yararlanan Osmanlı
Hükümeti harekete
geçti ve Enver Paşa
komutasındaki
birliklerimiz 21
Temmuz 1913'te
Edirne'yi işgalden
kurtardı. 29 Eylül
1913'te imzalanan
İstanbul
Anlaşmasıyla da
fiili durum resmiyet
kazandı.
|
|
|
|
Edirne'nin Son
İşgali |
|
Edirne, I. Dünya
Savaşı'nın bitimiyle
birlikte bir başka
önemli gelişmeye
tanık oldu.
Yunanlılar'ın
Mondros Mütarekesini
izleyen günlerde
Anadolu ve Trakya'da
başlattıkları işgal
hareketleri 25
Temmuz 1920'de
Edirne ve tüm Doğu
Trakya'nın istila
edilmesiyle
sonuçlandı. Edirne,
son defa yaklaşık
iki yılı aşkın bir
süre Yunan işgali
altında kaldı.
|
|
|
|
Edirne'nin Kurtuluşu
|
|
Kuvvay-ı Milliye'nin
gösterdiği güçlü
direniş ve
Yunanlıları
Sakarya'da
uğrattığımız ağır
yenilgi, İtilaf
Devletlerini 1922
yılı içinde tutum
değişikliğine
zorladı. Nitekim
Mart 1922'de
toplanan Paris
Konferansı, Edirne
ve Kırklareli
dışında, bütün Doğu
Trakya'nın bize geri
verilmesini
önermişti. Doğal
olarak Ata yadigarı
Edirnemizin işgal
altındaki durumunun
devamını öngören bu
tasarı, Ankara
Hükümetince
reddedildi.
|
 |
|
Edirne'nin kaderi,
Büyük Taarruz'un
zaferle
sonuçlanmasıyla
değişmeye başladı.
11 Ekim 1922'de
imzalanan Mudanya
Mütarekesine göre
Yunanlılar
Karaağaç'ta içinde
olmak üzere Meriç'in
batısına dek bütün
Doğu Trakya'dan
çekilecek, yerlerine
geçen itilaf
birlikleri bu
bölgeyi, en çok bir
ay içinde Türk
Birliklerine
bırakacaklardı.
|
 |
|
Mudanya Mütarekesi,
14 Ekim 1922'den
başlayarak yürürlüğe
girdi. 25 Kasım
1922'de
birliklerimiz
Edirne'ye ayak
bastı. Lozan
Konferansı uyarınca,
Karaağaç Nahiyesi
ile İstasyonunun 15
Eylül 1923'te
boşaltılmasından
sonra, Trakya tam
olarak işgalden
kurtulmuş oldu ve
bugünkü
sınırlarımıza
ulaşıldı. Tarihinde
yeni bir sayfa
başlayan Edirne,
böylece Türkiye
Cumhuriyeti'nin
sınır kenti, serhad
şehri oldu.
|
 |